Ramazan ayının tam ortasında olduğumuz şu günlerde;Allahu teâlanın kıyamet gününde kusurlarını gizleyip, hatalarını bağışlayıp, günahlarını affettiği kullarının olduğu inancındayız. Allahu tealanın *af ve mağfiretine* mazhar olacak olan bu mü’min vasfını taşıyan kulları, birtakım özelliklere sahiptirler. Bunlardan en başta geleni, bu kulların, görmedikleri halde Rab’leri olan Allahu teâlaya iman etmiş olmalarıdır. İman ederek salih âmellerde bulunan ve iyi davranış sahibi kimselerin de Allahu tealanın *af ve mağfiretine* ulaşacakları beklentimizi muhafaza ediyor, dua ve niyazlarımızla bu arzumuzu her fırsatta dile getiriyoruz. Rabbimiz Maide Suresi ayet. 9. da mealen şöyle buyurmaktadır:***Allah, iman edenlere ve salih âmel işleyenlere şöyle vaad etmiştir: Onlar için mağfiret ve büyük bir mükafat vardır…***Rabbim, son nefesimizde bizlere kelimeyi tevhidi ve kelimeyi şehadeti söylemeyi nasib eylesin…
Kur’anı kerimde Rabbimiz, Mutlak doğruyu, hak olanı, hakikati, gerçeği Allahın bir ve tek olduğunu bildiren Peygamberlerinin insanlardan *bir ücret* almadıklarını ifade buyuruyor. Rabbimiz, bu yüzden tevhid inancına iman eden, bu imanını yaşantısında pratiğe döken, Allahu teâlanın emir ve yasaklarına harfiyyen uyan, hata, kusur ve günah işlediğinde pişman olup tevbe kulunu bağışlayacağını, sıkıntılarını gidereceğini, problemlerini çözüme kavuşturacağını, iman kaynaklı hayat yaşayanları af ve mağfiret edeceğini vaad ediyor. İnanıyoruz ki; Rabbimizin vaadi hak’tır. Rabbimizin affı, mağfireti, merhameti ve buyruğu mutlak doğrudur, gerçektir…Rabbimiz Hacc Suresi ayet. 56. da mealen şöyle buyurmaktadır: ***Mülk, o gün yalnızca Allah’ındır. O, aralarında hükmedecektir. Artık iman edip salih âmellerde bulunanlar; niğmetlerle donatılmış cennetler içindedirler…***Rabbim bizleri yaşantısında temiz sayfa açan ve günahlardan uzak duran mü’minlerle bir ve beraber eylesin…
Yaratılmışların en şereflisi ünvanıyla İnsan olma vasfını korumaya çalışan bizler her an Allah korusun, hata, kusur ve günah batağına saplanabiliriz. İnanıyoruz ki; Allahu teâlanın, insanlığın sıratı müstakim üzere yaşamalarınıda görevli olan peygamberler hariç, her birey hata yapar, kusur ve günah işlerler. Yapılan bu tür *hoşa gitmeyen* hareketler bir şekilde bizleri rahatsız eder. O yüzden Rabbimize yönelip suç ve günahlarımızı örtmesi, hata, kusur ve olumsuz davranışlarımızı bağışlaması için Rabbimize yönelir *af ve mağfiret* tâlep ederiz. Rabbimizin esmaül hüsna diye bildiğimiz 99. İsminden birisi de *gaffar* ismi şerifidir. Rabbimiz kendisine *dua ve niyaz* ile yönelen kullarını bu isminin tecellisiyle affeder ümidiyle *af ve mağfiret* dileriz.Rabbimiz, Yasin suresi ayet. 11. de mealen şöyle buyurmaktadır:***Sen ancak zikre, kur’ana uyan ve görmeden rahmân’dan korkan kimseyi uyarabilirsin. İşte böylesini, bir mağfiret ve güzel mükafatla müjdele…*** Rabbim, bilerek ya da bilmiyerek yapmış olduğumuz hata, kusur ve günahlarımızı affeylesin…
Kardeşlerim, İman edip yaşantısını islam şeriatına göre ayarlayan, müslüman ve mü’min olmalarının gereğini yerine getiren, daha önce gaflet ve ya her hangi bir sebeple günah çukuruna düşen ve neticede nedâmet getirip af ve mağfiret tâlep eden kullarını Cenabı hak bağışlayacaktırır ümidindeyiz. bizler aciz insanlarız. Her ne kadar güzel düşünsek, tertemiz bir hayat yaşasak, salih âmellerle ömürlerimizi süslesek, arzu, istek, dilek ve cuzi irademizle her türlü olumsuzluklara set çektiğimizi zannetsek te, belli ki bir nefis taşıyoruz. Günde 100. defa istiğfar eden bir Peygamberimizin ümmetiyiz. O yüzden bizler hatasız, kusursuz ve günahsız değiliz ve tevbe kapısına müracaat edip Rabbimizden dua ve niyazlarımızla *af ve mağfiret* isteyeceğiz. Küfür ve şirk batağına batmadığı müddetçe inanıp, iman eden her insanın affedilme ümidi vardır inancındayız. Neticede ilahi hüküm Allahu teâlanındır…
Sermedkadir…